• BIST 9484.26
  • Altın 3806.522
  • Dolar 38.0052
  • Euro 42.0235
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin 10 °C

Saidler Olayı Yeter Artık!

Roşan Lezgîn

Saidler Olayı’dan ilk kez buradan yirmi yıl kadar önce Şakir Epözdemir’in bir yazısında haberdar oldum. O günden bu yana, Kürt siyasetinde en çok rastladığım, okuduğum metinlerin konusudur. Çünkü çok yazıyorlar. En son, bu 26 Kasımda, “Unutmayacağız!” fotoğraflı anmaların yanında iki yeni yazılmış uzun yazı daha okudum. Birinde “Güney yönetimi anıtlarını diksin” deniliyordu.

Okuduğum metinlerin çoğunda, önce fotoğraflar eşliğinde Said Kırmızıtoprak’ın (Dr. Şıvan) hayatı anlatılıyor; işte zor şartlarda okuyup doktor olduğu, yakışıklı, zeki, dinamik, cesur, lider ruhlu, bilgili, kültürlü olduğu faslından sonra, herhangi somut bir delil ortaya konulmadan yerel ayağı olan uluslararası komplo teorileri ortaya dökülüyor, sonunda ise nedeni belirtilmeden iki arkadaşıyla birlikte Güney’de alçakça katledildiği finaliyle bitiriliyor. 26 Kasımlarda, bilerek veya bilmeyerek, aslında bu metinlerle masum olarak katledilen Said Elçi ve iki diğer kişinin hatıralarını rencide ederken birçok insanın da vicdanını yaralıyorlar.

Olay’ın aslı özet olarak şöyledir:

Said Elçi (1925-1971) ve arkadaşları, 1965 yılında “Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi-TKDP” adıyla ilk kez Türkiye’de bir Kürt partisi kurarlar. Üç yıl kadar bir süre örgütlenme faaliyetlerini yürüttükten sonra, 1968’de takibata uğrar ve yakalanırlar. Böylece birçok kişi, bu arada solcu olan Dr. Said Kırmızıtoprak (1935-1971) da bu partiden haberdar olur.

Kuzey’de böyle bir süreç yaşanırken, Güney’de Mustafa Barzani önderliğindeki Pêşmerge Hareketi, 11 Mart 1970’te Irak hükümetiyle otonomi anlaşmasını imzalayarak yönetim hakkı elde eder. Bu arada, Dr. Said Kırmızıtoprak ve başka birkaç kişi, yardım amacıyla TKDP kadroları tarafından Güney’e gönderilmiş. Konumundan dolayı kendini kolayca kabul ettirmiştir. Aslında bu ortamda Dr. Said Kırmızıtoprak’ın kafasında farklı bir ajanda oluşur. Hazırlık yapmak için Güney’den döner, 29 Haziran 1970’te Ankara’da topladığı arkadaşlarıyla “Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi-TKDP” adıyla farklı bir parti kurar. Görüldüğü gibi, Said Elçi’nin partisinden farkı sadece bir “-de” edatıdır. Partisini kurduktan sonra, kadrolarını da yanına alarak yine Güney’e geçer. Oradaki siyasi hareketten bir şekilde kamp yeri elde ederek siyasi ve askeri eğitimi başlatır. Kuzey tarafında da, Said Elçilerin ilişkileri üzerinden, örgütlenme faaliyetlerini yürütür. Böylece Said Elçi durumdan haberdar olur, hem kızar hem endişelenir. Kendilerinin Dr. Said Kırmızıtoprak’ı Güney’e gönderdiğini, oradaki siyasi hareketle tanıştırdığını ama bunu kötüye kullandığını, kendilerini kandırdığını; hile yaparak kolay fark edilmeyen bir “-de” takısıyla farklı bir parti kurduğunu, böylece partilerinin adını kullanarak Güney’de kamp yeri aldığını, oradaki siyasi hareketten gizli bir şekilde siyasi ve silahlı eğitime başladığını, daha sonra Kuzey’de bir gerilla savaşı başlatarak büyük bir felakete neden olacağı endişesiyle mutlaka durdurulması gerektiğini düşünür. Farklı aralıklarla iki arkadaşını kendisine gönderir ama ajandasını uygulamaya koyulmuş olan Dr. Said Kırmızıtoprak oralı olmaz. Bunun üzerine, kendisi gider. Zaxo’ya varır, konuları yüzyüze konuşmak için Dr. Said Kırmızıtoprak’a haber yollar. İki militanıyla birlikte Zaxo’ya gelen Doktor, konuyu kamp yerinde daha etraflıca konuşacakları gerekçesiyle Said Elçi’yi ve rehberi Mihemedê Begê adlı genci alıp kamplarına doğru yola koyulur.

Dr. Said Kırmızıtoprak aslında, Said Elçi eğer durumu Güney’deki siyasi hareketin yöneticilerine söylerse, kampını dağıtacaklarını, böylece ajandasını uygulama imkanını kaybedeceği endişesi içindedir. Siyasi olarak sol düşünce kulvarında yetişmiş, Stalinist bir ahlaka sahip olan Dr. Said Kırmızıtoprak heyecanlanır, beraberindeki militanlarıyla Said Elçi ve rehberi olan genci katleder. Birkaç gün sonra, Zaxo’da kendilerini görmüş ve Said Elçi’nin ardından kamplarına gelmiş olan köylü bir şahsı da konuyla ilgili olarak öldürtür.

Said Elçi’inin uzun bir süre ortalarda görünmediği anlaşılınca, arkadaşları Güney’e gidip aramaya başlar. Aramalar, sormalar, soruşturmalar neticesinde olay açığa çıkar. Çünkü iki peşmerge olayı görmüştür, “Doktor Şıvan, ‘Bunlar casustur’ dedi ve öldürdü!” diye şahitlik ederler. Kuzey bölgenin askeri sorumlusu Eshed Xoşevi, yine siyasi sorumlu İdris Barzani, sorumlu oldukları bölgede bu olup bitenlere şaşırırlar. Hemen Dr. Said Kırmızıtoprak ile iki militanını tutuklatıp kampını dağıtırlar.

Said Elçi’nin Dr. Said Kırmızıtoprak tarafından bu şekilde katledilmesini öğrenen TKDP kadroları öfkeye kapılır, Güney’deki siyasi hareket yöneticilerine dilekçeler yazarak Dr. Said Kırmızıtoprak ve militanlarını yargılayıp cezalandırılmalarını talep ederler. Bunun üzerine, birkaç ay süren tutukluluk ve yargılamadan sonra, Dr. Said Kırmızıtoprak ve iki militanı, 26 Kasım 1971 günü, üç günahsız insanı taammüden katletmekten suçlu bulunarak kısasa kısas anlayışıyla aynı şekilde infaz edilirler.

İşte, özet olarak Olay budur.

İnsanın yüreğini acıtan trajik bir olay. Olay’la ilgili olarak izah edilemeyen tek nokta, Dr. Said Kırmızıtoprak’ın “Said Elçi’yi niye öldürdün” sorusuna verdiği “Oyuna geldim” cevabıdır. Şahsen herhangi bir “oyun”un olduğunu görmüyorum. Eğer bir “oyun” var imişse de, bunu ancak Doktorun kendisi biliyordur. Taraftarlarının anlattığı kadarıyla, madem çok zeki biri idiyse, üç masum insanı katletmenin yanında o zaman siyasi bir lider olarak “oyuna gelmiş” olmaktan da suçludur.

Dr. Said Kırmızıtoprak’ın kampında bulunan kadro arkadaşları tek kelime etmeden göçüp gitti. Bence, en doğrusunu yaptılar. Ama taraftarlar/solcular, -tek taraflı bakış açılarıyla- boyuna yazıyorlar. Kitaplar dolusu yazılar yetmiyormuş gibi şimdi de Güney’deki yönetimden anıtlarını dikmelerini istiyorlar. Bu, doğru bir istek değildir. Çünkü bunun tartışmayı yarım asır daha sürdüreceği, zihinleri meşgul edeceği çok açıktır. Bundan dolayı, artık bu konuda bir şey yazılmasının, hatta bu şekilde anılmalarının da doğru olduğunu düşünmüyorum. Bırakalım, günahlarıyla sevaplarıyla tarihte kalsınlar. Olay’dan doğru bir şekilde dersler çıkarılarak bugüne ve ileriye bakılması en doğrusudur.

  • Yorumlar 8
  • Facebook Yorumları
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    • Roşan Lezgîn04 Mart 2021 13:23

      Meto adlı yorumcuya!
      Bilerek asla bir şeyi çarpıtma gibi bir davranışım olmamıştır. Yazdığım her şey sabit ve somut olgulara dayanmaktadır. Bundan emin ol.

      Sözünü ettiğin KDP yönetiminin yayınladığı “itirafname” (aslında ifade) metni, elbette Dr. Şivan’a aittir. Ama yazı, Kurmancisi daha iyi olan Çeko’ya aittir. Bunu her kes biliyordur, hele Şivancı kadrolar herkesten çok daha iyi biliyordur. Yazı metnini analiz ettirme girişimleri olayı bulandırmak amaçlıdır, kasıtlıdır.
      Siyaset yapan her harekette az veya çok mutlaka hile yapma eğilimi vardır, mutlaka KDP’de de vardır. Ama bu olay çerçevesinde bakarsak eğer, açık bir şekilde hilekar olan Dr. Şivan’dır. En başta, Said Elçilere karşı hileye başvurmuş, parti isimlerine “-de” edatı ekleyerek başka bir parti kurmuştur. Devamında ise, kadrolarına kanca atarak tabanlarına konmuştur. Daha önceleri, onlara dayanarak Güney’e geçtiği de çok açıktır. Bütün bunlar hilekarlıktır.

      İkincisi, Güney yönetimine karşı da hilekar davranmıştır. İşte, biz buradaki devrime hizmet etmek için geldik, muayenehane için kamp yeri verin demiş. Farklı bir siyasi oluşum olarak faaliyet yürüteceğini, ajandasını oldukça dikkatli bir şekilde KDP’den gizlemiştir. Bu da, hilekarlıktır, kandırmaktır.
      Bunları fark eden Said Elçi kendisine adam gönderir, ama bir sonuca varamaz. Sonra kendisi kalkıp gider. Zaxo’dan kampına haber gönderir. Dr. Şivan, Çeko ve Brusk onu almaya gelir. Dr. Şivan, büyük ihtimalle şehrin dışında bekler ama Çeko ve Brusk gelip Said Elçi’yi KDP ofisinden alır. Dr. Şivan, Said Elçinin gizli planlarını Güney yönetimine açıklayacağından endişelenmektedir. Eğer böyle bir şey olursa, bütün çabaları suya düşecektir. Said Elçi ve beraberindeki gencin ortadan kaldırılmasının motivasyonu budur! Tereddüt bile etmeden iki masum insanı öldürür. Sonra, Said Elçin’in peşinden gelen Mela Abdulatif Savaş adlı vatandaşı da ajan olduğunu söyleyerek bir şekilde öldürtürler. Bu üç cinayet tamamen Dr. Şivan’ın inisiyatifiyle olur.

      Buraya kadar olan gelişmelerde hiçbir yabancı gücün veya devletin, KDP yöneticilerinin dolaylı veya dolaysız herhangi bir dahli veya etkisi yoktur. Her şeyin sorumlusu Dr. Şivan kendisidir.

      Said Elçin’in kayıp olduğu ve arandığı dönemde, KDP sorumluları Dr. Şivan’a akıbetini sorarlar. Bunu üzerine, Eshed Xoşewî’ye yazdığı mektubunda, “Biz Devrim’in emrinde hizmet veriyoruz. Devrim’in emirleri ne ise, biz de o doğrultuda davranırız.” diyor. Yani, yukarıda belirttiğim gibi, burada asıl amacını ve faaliyetlerini KDP’den gizlediği çok açık görülüyor. Dr. Şivan, mektubunun devamında “Eğer [Seîd Elçî] siyasi konularda çalışma yapmak istiyorsa bu bizim işimiz değildir. Devrim ve onun yöneticileri vardır, buyrun ilişkilerimizi Devrim’in yöneticileri ile kurun. Biz, Seîd’in istediği hizmet ve aracılığı gerçekleştiremeyiz…” diyor.

      Böylece, ölü olan bir insana, öldürdüğü kişiye iftira atmaktan da çekinmiyor. Şöyle bir imaj yaratıyor: Sanki Said Elçi gelmiş ve kendisine, gelin siyasi konularda çalışma yapalım demiş de, kendisi bunu kabul etmemiş, bu bizim işimiz değil demiş. Oysa durum tam tersidir. Kaldı ki, böylesi bir durumda, Seîd’in istediği hizmet ve aracılığı gerçekleştiremeyiz diyerek, Güney yönetimi nezdinde perdelediği pozisyonunu güçlendirmekten geri durmuyor. Açıkçası mide bulandırıcı!

      Bırakalım Çeko’ya yazdırdığı ve birlikte imzaladıkları ifadeyi, sadece Eshed Xoşewî’ye kendi el yazısıyla yazdığı bu mektup çerçevesinde bile bakılırsa, görmek isteyenler için, Dr. Şivan’ın nasıl bir kişilik olduğu çok açıktır.

      Said Elçi ve diğer iki kişinin öldürülmesi açığa çıktıktan sonra, dolayısıyla kendilerini kandırdığı da ortaya çıkınca, KDP yönetiminin Dr. Şivan’a çok kızmış olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Bundan dolayı, kendisine iyi davranmamış olması da muhtemeldir. Ama şu çok açık: Devletlerin, devletlere bağlı teşkilatların, bundan sonra, yani mesele duyulduktan sonra olaya ilgi duyduğu, ilgilenmiş olduğu da muhtemeldir. Ama bunlar, olay açığa çıktıktan sonra olmuştur. Yani, gerçek şudur ki, olay açığa çıkıp Dr. Şivan tutuklanana kadar, bütün gelişmeler Dr. Şıvan’a kontrolündedir, her şey kendi inisiyatifiyle olmuştur, her şeyin sorumlusu doğrudan doğruya kendisidir.

      Dr. Şivan taraftarları, solcular vs. kişiler, en başından, KDP veya kimi kadrolarının da içinde olduğu ve istihbarat örgütleri tarafından kurgulanarak uygulandığı komplo teorilerine hiçbir kanıt sunmuş değiller, kaldı ki böyle bir durumun emaresi bile yoktur. Taraftarlarının bütün çabaları, Dr. Şivan’ı temize çıkarmaktır. Katilliği yakıştıramıyorlar. Dolayısıyla, olaya tarafsız ve objektif bakmaktan çok uzaktırlar. Ama çirkin olan yanları var: kedileri de hile yapmaktan, olayları çarpıtmaktan çekinmiyor. Dikkatlice bakılırsa eğer, birçok çelişkilerinin olduğu görülür. Ama Kürd siyaset arenasında objekif bir şekilde olayları görmeye ve değerlendirmeye cesaret eden kişi çok az çünkü hemen saldırılara hedef olmaktadır!

      Dr. Şivan ve militanlarının yargılanması ve cezalandırılması sürecinde, KDP profesyonel davranmamış veya o yetenekte olmamış olabilir, bu çerçevede makul eleştirilere muhatap olması normaldir ama sadece çıkarımlara dayanarak aşırı yorumlarla her şeyi KDP’ye yıkmak gerçekten kasıtlı olduğu açıktır.

      Olayı bulandıran, karıştıran, uzattıkça uzatan ve böylece bir şeyler yapıyormuş gibi görünen Dr. Şivan ardıllları, taraftarları, birçok şeyi saptırarak, çarpıtarak anlatıyor ve hile yapmaktan da çekinmiyorlar. Şöyle yapıyorlar: Dersim-38’den başlayarak tutuklandığı ana kadar Dr. Şivan için kusursuz, üstün, aşırı derecede ideal bir portre çiziyorlar. Ve Said Elçi ile iki masum insanın ölümünü atlanarak, aniden trajik sonuna geçiyorlar. Böyle olunca da olay anlaşılmıyor işte!

      Yanıtla (5) (1)
    • Meto01 Şubat 2021 07:03

      Roşan bey ya olayi bilmiyor ve ya bilerek bazı seyleri carpıtıyor.
      Güney yönetimi o dönem güya Sait kirmizitopraka ait bir itirafname göstermişdi. Güya Dr. Şivan'nin kendi el yazısı. KDP'nin yayinladigi bu itirafname uzmanlar tarafindan değerlendirildi ve el yazmasının Sait kirmizitopraka ait olmadigi ortaya koydu.
      Bu bile KDP o dönem hilekar daveandigini gösteriyor.

      Şu soru sorulanilinir: KDP neden sahte belgelerle Sait kirmizitoprak ve Said elciyi yok etti? Cok basit o dönem hem israilin hem türkiye'nin işine geliyordu. Bazı bilgilere Göre cenazeler cikartilip Türkiyeye teslim edilmişdi. Zaten bir kürt öldürüldügünde ona mezar yerini yasaklayan tek ülke türkiyedir.

      KDP ye okadar güvenip kalemşörlügünü yapiyorsan mezar yerinide söylesinler sana. Bu sefer roşan baltayi kendi ayagina vurdu

      Yanıtla (1) (3)
    • Roşan Lezgîn28 Aralık 2020 18:24

      Silvan Çakar!
      “Doktora Berzani parastıni tarafından işkence edilmiştir” diyorsun. Bu, bir çıkarımdan öte bir şey değildir. Bu konuda hiçbir kanıt yoktur. Dr. Şıvan’ın, Said Elçi’yi öldürdüğüne dair Çeko’ya Kürdçe olarak yazdığı bizzat kendi ifadesi vardır. Diğer bütün gelişmeler de bunu doğrulamaktadır. Verdiğim bilgilerin dayanağı bunlardır. Niye tarih önünde ismim xayınlar listesine eklensin? Şunu söyleyeyim, ismini kod olarak yazıp (Silvan Çakar) bu derecede agresifleşmen bile yukarıda özet olarak anlattığım olayı kanıtlamaktadır.

      Yanıtla (0) (0)
    • Roşan Lezgîn28 Aralık 2020 18:17

      Evet, burada tekrarlıyorum. Dr. Şıvan’ın kampında olanlar olay hakkında bir şey söylemedi. Örneğin Nazmi Balkaş, bu konuda TEK KELİME ETMEDEN göçüp gitti. Diğerleri de, çok sonra, yakın bir zamanda, olayı örtbas amaçlı bazı şeyler anlattı ama çoğu çelişkili bilgilerdir, gerçek bilgi değildir. Örnek verirsek eğer;

      Örneğin, Dr. Şivan Belgeseli’nin kitaplaştırılmış hali olan ve teyzesi oğlu Selahattin Ali Arık’ın hazırladığı “Dr. Şivan” kitabının 187. sayfasında, Ziya Avcı “Evet, böylece üçü Sait’i getirmek için Zaxo’ya gitti. (…) İKİ GÜN sonra onlar geri döndü” diyor.

      Ama hemen altında Ömer Çetin ise “Sabahleyin Dr. Şivan, Çeko ve Brusk Zaxo’ya gittiler. Bu arada ÜÇ-DÖRT GÜN geçtikten sonra Dr. Şivan döndü” diyor.

      Görüldüğü gibi, bir İKİ GÜN, diğeri ÜÇ-DÖRT GÜN diyor.

      Yine, Ziya Avcı aynı yerde “Dr. Şivan: ‘Zaxo Komitesi, [Said Elçi] bizim misafirimizdir. Sonra ONU TÜRKİYE’YE GEÇİRECEĞİZ’ dedi” diyor.

      Ama Ömer Çetin, “Doktora dedim ki: ‘Sait Abi gelecekti, niye gelmedi?’ O da bana: ‘Zaxo’ya gittik. Zaxo’da bize; ‘Esat Xoşewi, Bamernê’ye benim yanıma gönderin, demiş. O BAMERNÊ’YE GİTMİŞ’ diyor.

      Görüldüğü gibi, aynı yerde bulunan iki kişi, aynı anlatımı iki farklı şekilde anlatıyor.

      Ziya Avcı, Dr. Şivan’ın kendilerine ‘ONU TÜRKİYE’YE GEÇİRECEĞİZ’ dediğini, ama Ömer Çetin, Dr. Şivan’ın bize ‘O BAMERNÊ’YE GİTMİŞ’ dediğini söylüyor.

      Doktor Şivan ise, Olay açığa çıkmadan önce, Said Elçi’in akibetini araştıran o zamanki KDP yönetiminden Eshed Xoşewî’ye yazılı olarak şöyle diyor:

      “Sayı Esad Xoşewî

      Mektubunuz bize ulaştı. Bu mektuba göre, PDK’nin MS tarafından bir kişi ile ilgili olarak bize soru yöneltilmiştir. O kişinin adı Seid Elçi’dir.

      Evet, yaklaşık olarak 20-25 gün evvel, o kişi, Çeko ve Brûskla Zaxo’da görüşmüştü. Bu görüşme O kişinin talebi üzerine gerçekleşti. Bundan dört-beş gün önce Osman Qazî ve Mela Taha tarafından da bu soru bana yöneltildi. Ben, Seid Elçi adındaki kişiyle hiçbir ilişkimizin olmadığını Osman Qazi, Mela Taha’ya da açıkladım. Bu kişinin talebi üzerine bir müddet önce Zaxo’da Çeko ve Birûsk onunla konuşmuşlar. Konuşmalar esas olarak özel meseleler ve Türkiye ile ilgili olarak yapılmıştır. Çeko ve Brûsk da kendisine Türkiye ile ilgili herhangi bir ilgimizin olmadığını söylemişler. ‘Biz Devrim’in emrinde hizmet veriyoruz. Devrim’in emirleri ne ise, biz de o doğrultuda davranırız. Eğer siyasi konularda çalışma yapmak istiyorsa bu bizim işimiz değildir. Devrim ve onun yöneticileri vardır, buyrun ilişkilerimizi Devrim’in yöneticileri ile kurun. Biz, Seîd’in istediği hizmet ve aracılığı gerçekleştiremeyiz…’

      Çeko ve Brûsk’un bu cevaplardan sonra Seid Elçi kalkıp şöyle demiş:

      ‘O zaman ben Türkiye’ye geri döneceğim.’ O’nun talebi üzerine BU İKİ ARKADAŞIMIZ KENDİSİNE REFAKET ETMİŞLER VE GEÇİŞ YOLUNU GÖSTERDİKTEN SONRA, ONDAN AYRILMIŞLARDIR.

      Birbirlerinden ayrıldıktan sonra aramızda herhangi bir bağlantı ve ilişki olmamıştır. O’nunla ilgili herhangi bir bilgimiz yoktur. Fakat Türk Radyosu’na göre onun hakkında yakalama emri çıkartılmıştır. Bu konuda, bundan başka bilgi ve malumatımız yoktur.

      Görüşmeler ve geçiş esnasında, Seid Elçi’inin yanında bir başka kişi daha varmış ve Seid ile bu adam beraberlermiş ve beraber gitmişler.

      Kardeşlik selam ve saygılarımla. 28.06.1971”

      Dr. Şivan ise aynı olayı anlatırken, İKİ ARKADIŞIMIZ SAİD ELÇİ VE BERABERİNDEKİ KİŞİYİ TÜRKİYE GEÇİŞ YOLUNA GÖSTERMİŞİZ diyor.

      Burdan şunu çıkarıyoruz. Dr. Şivan’ın kampında kalanlar OLAYı örtbas etmek için bir şeyler söyledi elbette. Ama OLAY HAKKINDA tek kelime etmediler.

      Yanıtla (0) (0)
    • yılmaz23 Aralık 2020 21:53

      DR Şıvanın kampında bulunan arkadaşları tek kelime etmeden göçüp gitti ama taraftarları boyuna yazıyorlar" diyorsunu ama DrŞıvan belgeselinde hiç de öyle demiyor silah arkadaşları....buraya sığmayacak kadar kadro yoldaşları bu belgeselde konuşuyorlar.Bu belgeseli nasıl silecekler Kürt tarihinden? Görgü tanıkları-yoldaşları-kadrolar-Şahitler böyle demiyorlar.Belgeselde Dr.Şivan'ın hayatını ve Kürt tarihinde Kapanmamış dosya diye bilinen Saitler olayını anlatanlar.(jiyananu.com)
      Fatma ÖNLÜ (KIRMIZITOPRAK) Kardeşi
      Süleyman BEYAZGÜL Amcasının Oğlu
      Abdullah Gündüz Akrabası
      Hasan TANRIVERDİ Kardeşi
      Av.Ziya ACAR Lise Arkadaşı
      Prof.Dr.Nurettin SÖZEN Üniversite Arkadaşı
      Yılmaz ÇAMLIBEL Arkadaşı
      Dr.Naci KUTLAY 49'lar Dava Arkadaşı
      Kazım YILDIZ Arkadaşı
      Av.Canip YILDIRIM 49'lar Dava Arkadaşı
      Av.Mehmet Ali ASLAN 49'lar Dava Avukatı
      Hüseyin ATEŞ Akrabası
      Haydar IŞIK Arkadaşı
      Aziz TANRIVERDİ Kardeşi
      Sami ÜNAL
      Abdil YÜKSEL
      İsmail GÜNALTAY
      Dr.İsmail BEŞİKÇİ
      İbrahim GENÇ
      Sabri ALTUNSAY
      Müslüm YILDIRIM
      Hıdır ÇINAR
      M.Ali ATEŞ
      Mehmet GERÇEK
      Reşo ZİLAN Dava Arkadaşı
      Av.Osman AYDIN Dava Arkadaşı
      Şakir EPÖZDEMİR Sait ElÇİNİN Dava Arkadaşı
      Derviş AKGÜL (Derveşê SADO) Sait ElÇİNİN Dava Arkadaşı
      Remzi KARTAL Dava Arkadaşı
      Kazım ARIK Dava Arkadaşı -- Akrabası
      Dr.Kazım TAŞ Arkadaşı
      Aziz AKGÜL Akrabası
      M.Ali YUNUS IRAK-KDP
      Mahmut HURURİ IRAK-KDP
      M.Nuri PAYÇO (Roni) Sait ElÇİNİN Dava Arkadaşı
      Ziya AVCI (Alişer) Dava Arkadaşı
      İhsan ÇÖLEMERİKLİ Dava Arkadaşı
      A.Hafız TUGANDava Arkadaşı
      A.Zeki OKÇUOĞLU Dava Arkadaşı
      Hıdır KURUN (Welat) Dava Arkadaşı
      Ömer ÇETİN (Kurdo) Dava Arkadaşı
      Lütfü BAKŞİ (Dijwar) Dava Arkadaşı
      Serdar BAMERNİ IRAK-KDP
      Sait AYDOĞMUŞ Araştırmacı-Yazar
      Dr.Heznî Haco
      Zekiye YILDIRIM (Esma) Hasan YIKMIŞ'ın (Brusk) Eşi

      Yanıtla (3) (5)
    • Daha fazlasını göster
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89